BEKSAV'da sınırsız yetkili cinayetler tartışıldı Bilim Eğitim Estetik Kültür Sanat Araştırmaları Vakfı (BEKSAV), dün düzenlediği panelle, polisin sınırsız "yetki" kullanımı sonucu son dönemde artan ölüm olayları ve Adli Tıp Kurumu'nun bu davalarda takındığı anti bilimsel tutumu tartışmaya açtı. Panele konuşmacı olarak İzmir'de "yetkili" polis kurşunu ile katledilen Baran Tursun'un babası Mehmet Tursun ve aile avukatı Av. Bahattin Özdemir, Zirve Kitabevi katliamı mağduru ailelerinin avukatı Erdal Doğan, gözaltında işkenceyle öldürülen sendikacı Süleyman Yeter'in eşi Ayşe Yeter, TTB'den Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ve avukat İbrahim Ergün katıldı. Konuşmacılar arasında yer alacağı duyurulan, '68 gençlik hareketi önderlerinden Taylan Özgür'ün avukatı Mustafa Lütfi Kıyıcı ise rahatsızlığı nedeniyle panele katılamadı. Panel yetkili polis cinayetlerini ve adli tıp gerçeğini bir çok yönüyle deşifre etti, katili işaret etti. Baba Tursun: Ailelerin mücadelesi önemli Baba Mehmet Tursun konuşmasına başlamadan önce, polis kurşunu ile hayatını kaybedenler anısına herkesi saygı duruşuna davet etti. Ardından Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu'nda yapılan değişiklikler sonucu meydana gelen infazlara dikkat çeken baba Tursun, toplumun söz konusu kanuna karşı yeterli direnci göstermediğini ve ailelerin mücadelesinin önemli olduğunu kaydetti. Panzerin ezdiği, 13 kurşunla vurulan çocuklarla oğlumun cinayeti arasında fark yok Tursun, oğlunun ölümüne neden olan sıradan polisin, bugün 4 korumalı sıradışı bir polis haline geldiğini, katillere sağlanan bu itibarın onlara ve başkalarına cesaret verdiğini belirterek, "Çocuklarımız yetkilendirilmiş polisler tarafından öldürülmekte. Benim için Şemdinli'de panzerin ezdiği çocukla, İstanbul'da bir parkta kalbine yediği tekmeyle öldürülen Ete ve Mardin'de 13 kurşunla öldürülen çocukla, İzmir'de oğlumun öldürüldüğü cinayetler arasında hiçbir fark yoktur. Bu cinayetlerin hepsi devlet tarafından gerçekleştirilmiştir" diye konuştu. Panelde söz alan Ayşe Yumli Yeter ise, 1999 yılında gözaltında işkenceyle katledilen Limter-İş Sendikası Eğitim Uzmanı ve aynı zamanda eşi Süleyman Yeter'in ölümüne ilişkin polisin iddiasının kalp krizi olduğunu, ancak Adli Tıp raporu sonucu, boyun kemiğinin kırıldığının ve işkenceyle öldürüldüğünün anlaşıldığını söyledi. Yeter, Adli Tıp Kurumu raporlarının davalarda belirleyici bir yerde durduğuna dikkat çekti. Hrant Dink davası ve Zirve Yayınevi katliamının mağduru ailelerin avukatı Erdal Doğan da, dava hakkında hazırlanan 31 klasörden 16’sının katledilen kişilere ayrıldığını, adli tıp kurumuna gönderilen kanlı giysilerin tamamının aynı torbalara koyularak delillerin karartıldığına vurgu yaptı. Doğan, Türkiye'de misyoner olarak bu kişilerin zaten potansiyel hedef olduklarını dile getirdi. Bu tip davalarda hazırlık aşamasında hukuksuzlukların yaşandığını belirten Doğan, "Daha baştan deliller yok ediliyor. Dink davasında olduğu gibi bu davada da, polis ve jandarmanın, tüm hazırlık süreçlerini büyük bir organizasyon içinde yürüttüğünü görebiliyoruz. Bu konuda artık profesyonelce çalışıyorlar. Zaten Türkiye'de de bugün en yetkili kurumlar bunlar. Bu yüzden demokratik ve hukuk devleti lafı boş bir söz olarak kalıyor" şeklinde konuştu. Prof. Dr. Fincancı: Adli tıp egemenlerin ihtiyacına göre çalışıyor İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı konuşmasında, adli tıp kurumlarının Türkiye, Şili gibi ülkelerde egemenlerin ihtiyaçlarına göre şekillendiğine dikkat çekerek, "Bu kurumlar, Şili'de olduğu gibi, kanlı elleri silecek temiz bir havluya ihtiyaçları olduğu için sürekli yapılandırılıyor. Türkiye'de de bu kurum bazen aklama konumuna dönüşebiliyor. Ama içerisinde bilimsel ve titizlikle çalışan meslektaşlarım da var" diye konuştu. Fincancı, Adli tıp kurumlarının yeniden yapılandırılmasına ihtiyaç duyulduğunun altını çizerek, bu kurumların denetlenebilir ve açık olması gerektiğini belirtti. Fincancı, tüm çalışmaların bilimsel kriterlere uygun yapılmasının hayati önem taşıdığını ve bu konuda büyük eksiklikler yaşandığını ifade etti. Panelde söz alan Avukat İbrahim Ergün ise, Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanuna ilişkin yaptığı bilgilendirmede, "Bu yetkiler eskiden de vardı ama, iki cümleyle polisler bu yetkileri kullanma noktasında cesaretlendirildi. Bu yasayla, "önleyici arama" adı altında polis, her yerde durdurma, kimlik sorma, arama ve GBT sorgulaması yapabiliyor. Durdurma da aslında bir gözaltı işlemidir, GBT sorgulaması ise yasa dışıdır. Yasada, "teşebbüs" durumunda polise vurma hakkı tanınıyor, peki "teşebbüse" karar veren kim, o da polis" dedi. Türkiye'de adil bir yargılama sistemi yok Tursun ailesi avukatı Bahattin Özdemir de yaptığı konuşmada, Türkiye'de adil bir yargılama sistemi olmadığını belirterek, "Bu yüzden Tursun ailesi ve biz de verdiğimiz mücadeleyle, adil bir yargılama için çalışıyoruz. Tabi bunda ne kadar başarılı olabiliriz bilmiyorum ama mağdur ailelerin mücadelesi bu konuda çok önemli" dedi. Haber: www.atilim.org
|